SON DUYURULAR
Musa Kocaman: Emeklinin Sendika Hakkı
Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.
İnsan çalışma hayatından çekildiğinde yalnızca işyerini bırakır; haklarını, taleplerini ve yurttaşlık sorumluluklarını bırakmaz. Buna rağmen Türkiye’de emeklilerin örgütlenme hakkı hâlâ ciddi bir hukuki belirsizliğin içerisinde bulunuyor. Asıl çelişki de burada başlıyor: Milyonlarca emeklinin hayatını doğrudan ilgilendiren ekonomik ve sosyal kararlar alınırken, bu insanların kendi taleplerini toplu biçimde savunabilmesinin önündeki hukuki kapılar neden kapalı?
Bugün emekli yalnızca hukuki bir belirsizlikle değil, ağır bir geçim mücadelesiyle de karşı karşıya. Açlık sınırının altında kalan aylıklarla yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca emekli; kira, gıda, sağlık ve temel ihtiyaçları arasında her ay yeniden bir hesap yapmak zorunda kalıyor. Emekli bir yandan geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, diğer yandan bu mücadeleyi ortak bir ses ve örgütlü bir güç haline getirme imkânından da mahrum bırakılıyor. Oysa ekonomik olarak güçsüz bırakılan bir toplumsal kesimin sesini duyurabilmesinin en önemli araçlarından biri örgütlenme hakkıdır.
Sendikalar, insanların ortak çıkarlarını savunabildiği, taleplerini siyasal ve toplumsal alana taşıyabildiği demokratik bir örgütlenme biçimidir. Bu nedenle emeklilerin sendikalaşma talebini yalnızca maaş artışı veya ekonomik haklar üzerinden değerlendirmek eksik olur. Mesele aynı zamanda temsil edilme ve söz sahibi olma meselesidir.
Türkiye’de sorun, uluslararası hukuk ile iç mevzuat arasındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi, Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve sendikal özgürlüklere ilişkin uluslararası normlar örgütlenme hakkını geniş bir biçimde ele alıyor. Metinlerde dikkat çeken kelime ise “herkes”.
Fakat Türkiye’deki sendika mevzuatı esas olarak aktif çalışma ilişkisi üzerinden kurulmuş durumda. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu işçi ve işveren kavramları üzerinden ilerlerken, 4688 sayılı Kanun da kamu görevlilerinin aktif çalışma statüsünü esas alıyor. Böylece emekli, çalışma hayatının dışına çıktığı anda sendikal sistemin de dışına itilmiş oluyor.
Burada önemli bir soru var: Kanunda açıkça yasaklanmayan bir örgütlenme neden engelleniyor?
Örgütlenme özgürlüğünün özü, yalnızca kanunda yazılı izinlerden ibaret değildir.
Elbette bu belirsizliği sonsuza kadar yargı kararlarıyla çözmeye çalışmak da doğru değildir. Kalıcı çözüm, açık bir anayasal düzenlemeden geçmektedir. Anayasa’nın 51. maddesinde emeklilerin sendika kurma hakkının açıkça tanınması, yıllardır süren tartışmayı sona erdirebilir.
Çünkü mesele aslında çok basit:
Emekli, hakkını kaybetmiş insan değildir.
Emekli, çalışma hayatından çıkmış ama yurttaşlık hayatından çıkmamıştır.
Üstelik sözünü ettiğimiz insanlar yalnızca bir istatistikten ibaret değil. Bu ülkenin yollarını yapan, fabrikalarında üreten, tarlalarında çalışan, okullarında çocuk yetiştiren, hastanelerinde, kamu kurumlarında ve özel işletmelerde yıllarca emek veren insanlardan söz ediyoruz. Bugün yaklaşık 17 milyon emekli yurttaşımız var. Bu insanların her biri, hayatının önemli bir bölümünü bu ülkenin büyümesine, üretmesine ve gelişmesine adamış insanlar. Kullandığımız yolun, içtiğimiz suyun, üzerinden geçtiğimiz köprünün, üretilen malın ve verilen hizmetin arkasında onların da emeği var.
Devlet emekliye aylık bağlarken onu tanıyor, sağlık sisteminde onu tanıyor, seçimlerde oy kullanırken onu yurttaş olarak tanıyor. O halde emekli kendi hakkını savunmak için örgütlendiğinde neden görünmez hale geliyor?
Demokratik toplum yalnızca seçim sandığından ibaret değildir. İnsanların ortak sorunları etrafında örgütlenebilmesi, seslerini duyurabilmesi ve karar alma mekanizmalarını etkileyebilmesi de demokrasinin parçasıdır.
Bu nedenle emekli sendikacılığına ilişkin tartışma, yalnızca emeklilerin ekonomik çıkarlarıyla ilgili değildir. Türkiye’nin örgütlenme özgürlüğünü, sosyal devlet anlayışını ve demokratik katılım kapasitesini nasıl tanımladığıyla ilgilidir.
Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş insanların, emeklilik döneminde yalnızca geçinmeye çalışan bir toplumsal kesim olarak görülmesi doğru değildir. Emekliler, deneyimleri, birikimleri ve toplumsal ağırlıklarıyla Türkiye’nin önemli bir yurttaş kitlesidir. Onların sorunlarını konuşmak kadar, kendi sorunlarını kendilerinin örgütlü biçimde savunabilmelerinin önünü açmak da demokratik devletin sorumluluğudur.
Emekliler çalışma hayatından emekli olabilir.
Ama yurttaşlık haklarından emekli olmamışlardır.
Musa Kocaman
MESK Genel Başkanı
