SON DUYURULAR
1999 VE 2008 YASALARI OLMASA: EMEKLİ MAAŞI 66 BİN LİRA!
Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi, önce 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı kanun ve 2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı kanunla ciddi bir gelir kaybına neden olmuştur. Söz konusu iki yasal düzenleme emekli maaşının bugünkü seviyeye gelmesine yol açmıştır.
Bu değişiklikler hiç yapılmamış olsaydı bugün en düşük emekli maaşı yaklaşık 66 bin lira olacaktı. Oysa bugün en düşük emekli aylığı 20 bin lira seviyesindedir. Bu da her emeklinin aylık yaklaşık 46 bin lira eksik maaş aldığı anlamına gelmektedir. 2008’den bugüne kadar yapılan hesaplama değişikliği nedeniyle yıllar boyunca biriken kayıp hesaplandığında ortaya çok daha yüksek bir meblağ çıkacaktır.
Ancak yalnızca bugünü esas aldığımızda bile tablo çarpıcıdır: Aylık 782 milyar TL, yıllık 9,3 trilyon TL seviyesinde bir gelir farkı oluşmaktadır.
SGK Uzmanlarının hesaplamalarına göre; 2000 ve 2008 yıllarında hayata geçirilen emekli maaşı hesaplama yöntemi değişmeseydi, 2024’te 7.500 TL olan emekli maaşı 25 bin TL olacaktı. Bu doğrultuda 2026 yılında ise en düşük emekli maaşının yaklaşık 66 bin lira olması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

PRİM AYNI, MAAŞ DAHA DÜŞÜK
En çarpıcı çelişkilerden biri de burada ortaya çıkıyor: Bugün çalışanların maaşlarından kesilen sosyal güvenlik primi oranı, işsizlik sigortasıyla birlikte %15 seviyesindedir. Bu oran, geçmiş dönemlere kıyasla büyük bir fark göstermemektedir. Yani çalışanlar sisteme benzer yükte katkı yapmaya devam etmektedir.
Aynı prim yüküne rağmen bugün bağlanan emekli maaşları geçmişe göre ciddi biçimde düşmüş; emeklilik, bir güvence olmaktan çıkıp düşük gelirli bir yaşam biçimine dönüşmüştür. Bu durum, sosyal güvenlik sisteminin en temel ilkesi olan “ödenen prim ile alınan maaş arasındaki adil dengeyi” açıkça bozmuştur.
BÜYÜME VAR AMA PAY YOK
Bir diğer kritik sorun ise emeklinin ekonomik büyümeden dışlanmasıdır.
Geçmişte emekli maaşları, büyümeden doğrudan etkilenirken; bugün bu pay büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Milli gelir artarken emeklinin gelirinin yerinde sayması hatta reel olarak gerilemesi, sosyal adalet açısından kabul edilemez bir durumdur.
Türkiye büyürken emeklinin yoksullaşması; kalkınmanın toplumun tüm kesimlerine eşit yansımadığını açıkça göstermektedir.
ÇÖZÜM: 3 KADEMELİ EMEKLİLİK SİSTEMİ
Bugün sistemdeki en büyük adaletsizliklerden biri, farklı dönemlerde emekli olanlar arasında oluşan büyük maaş uçurumudur. 2008 öncesi ve sonrası emekliler arasında derin farklar oluşmuş, bu durum sosyal dengeleri zedelemiştir.
Bu sorunun çözümü 3 kademeli emeklilik sistemi ile mümkündür.
Bu modele göre:
- En üst kademedeki emeklilere tam maaş,
- İkinci kademeye %10 daha düşük,
- Üçüncü kademeye %20 daha düşük maaş verilmelidir.
Ayrıca:
- 4A, 4B, 4C ayrımı kaldırılmalı, tek bir sistem kurulmalıdır.
- Dul, yetim ve iş göremezlik ödemeleri de adil şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Emeklilik koşulları 1999 ve 2008 yıllarında çıkarılan yasalarla bugün açlık sınırının da altında bir gelirle yaşam savaşı verme durumuna dönüşmüştür. Bu sürece gelinirken yapılan değişikliklerden ilki 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı kanundur.
1999 ÖNCESİ VE SONRASI EMEKLİLİK
1999 yılında yapılan düzenlemeler emeklilik şartlarını kademeli olarak değiştirmeye başlamış olsa da o dönemde emekli maaşı hesaplama sistemi çalışanların lehineydi. Çalışanların yıllar boyunca elde ettiği kazançlar yalnızca enflasyona göre değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik büyümesine göre güncelleniyordu. Yani bir çalışan, emekli olduğunda sadece kendi priminin değil, ülke ekonomisinin büyümesinin de karşılığını alıyordu.
Aylık bağlama oranları da bugüne kıyasla oldukça yüksekti. İlk yıllarda yaklaşık %3,5, sonraki yıllarda %2 civarında uygulanan bu oranlar sayesinde uzun yıllar çalışan bir kişinin toplam bağlama oranı %65–75 seviyelerine ulaşabiliyordu. Bu da emekli maaşlarının asgari ücret karşısında güçlü kalmasını sağlıyor, emeklilik gerçekten bir sosyal güvence işlevi görüyordu.
2008 YILI DÜZENLEMESİ
2008 yılında yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte sistemin dengesi köklü biçimde değiştirildi. Emeklilik yaşı yükseltildi, prim gün sayısı artırıldı ve en önemlisi emekli maaşı hesaplama yöntemi çalışanların aleyhine olacak şekilde yeniden düzenlendi.
Bu yeni sistemde:
- Aylık bağlama oranları ciddi biçimde düşürüldü ve yaklaşık %2 seviyesine sabitlendi.
- Uzun yıllar çalışan bir kişinin toplam bağlama oranı %35–45 bandına geriledi.
- Geçmiş kazançların güncellenmesinde ekonomik büyümenin büyük kısmı devre dışı bırakıldı.
Bu değişiklikler, emeklilik sisteminin temel mantığını tersine çevirdi. Artık daha uzun süre çalışan, daha fazla prim ödeyen bir kişi bile emekli olduğunda beklediği gelire ulaşamıyor. Hatta birçok durumda, sisteme dahil olunan her ek yıl, alınacak maaşı anlamlı şekilde artırmak yerine sınırlı bir etki yaratıyor.
EMEKLİLİK BİR YARDIM DEĞİL, HAKTIR!
Bugün gelinen noktada emeklilere yapılan ödemeler çoğu zaman bir “sosyal yardım” gibi sunulmaktadır. Oysa emeklilik, yıllarca ödenen primlerin karşılığıdır. Bu bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır.
Milyonlarca insan:
- Yıllarca çalışmış,
- Primini düzenli ödemiş,
- Ülke ekonomisine katkı sağlamıştır.
Bunun karşılığında beklenen şey ise yalnızca onurlu bir yaşamdır.
Ancak bugün emekli maaşları, birçok durumda açlık sınırının altında kalmakta; insanlar temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanmaktadır. Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve vicdani bir sorundur.
HAK KAYIPLARI GİDERİLMELİDİR
Emekli yurttaşların 27 yıllık kaybı giderilmelidir. Bunun için söz konusu yasaların geçmişe dönük düzeltilmesi mümkün olmadığı gibi, geleceğe dönük bir garanti sağlanmalıdır. Bu kapsamda 3 kademeli emeklilik sistemi, emekli yurttaşlarımızın kaybının giderilmesi için en doğru adım olacaktır.
Emekli maaşları arasındaki uçurum giderilecek, insan onuruna yaraşır bir gelir seviyesi oluşacak, emekli refahtan pay almış olacak, emekliyi yoksullaştıran değil, koruyan bir yapı doğacaktır.
Unutulmamalıdır ki güçlü bir sosyal devlet, emeklisine sahip çıkan devlettir.
Musa KOCAMAN
MESK Genel Başkanı
