MESK Genel Başkanı Muzaffer KALA, Genel Başkan Yardımcısı ve Diriliş Eğitim-Sen Genel Başkanı  Mehmet Nuri KAYNAR ile Birlikte Deva Bir-Sen 2. Genel kuruluna katıldı.

MESK-Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Muzaffer KALA,Deva Bir-Sen 2. Genel Kurulunda yaptığı konuşmada;

“  Diyanet ve Vakıf Kamu görevlileri Hizmet Kolunda çalışan kamu görevlilerinin  milletimize iki önemli konuda hizmet ettiklerini belirterek konuşmasına başlayan Genel Başkan Muzaffer KALA,

-Birinci konunun Diyanet Kamu görevlilerince verilen hizmettir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, anayasa gereği olarak genel idare içinde yer alan bir kuruluştur. Bu kuruluşa genel idare içinde yer verilmesi, bir taraftan devletin dine müdahale ettiği, diğer taraftan devlet bütçesinden din hizmetleri için harcama yapılmasının laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı ileri sürülerek eleştirilmiştir. Nitekim 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun değişik 36. maddesindeki din hizmetleri sınıfıyla ilgili hükümlerin ve 633 sayılı kanunun, anayasanın laiklik ilkesine aykırı olduğu iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmış, bu iddia yüksek mahkeme tarafından, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dinî bir teşkilât değil genel idare içinde yer almış idarî bir teşkilât olduğu, başkanlığın anayasada yer almasının ve mensuplarının memur sayılarak maaşlarının bütçeden karşılanmasının devletin din işlerini yürüttüğü anlamına gelmediği, dinin devletçe denetiminin yürütülmesinin, din işlerinde çalışacak kişilerin yetenekli şekilde yetiştirilerek dinî taassubun önlenmesi ve dinin toplum için mânevî bir disiplin olmasının sağlanması gibi ülke koşullarının zorunlu kıldığı ihtiyaçlara uygun bir çözüm yolu bulmak amacını taşıdığı” gerekçeleriyle reddedilmiştir (15 Haziran 1972 tarih ve 14.216 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan E: 1970/53 – K: 1971/76 sayılı karar). Gerekçedeki, “başkanlık mensuplarının memur sayılarak maaşlarının bütçeden karşılanması devletin din işlerini yürüttüğü anlamına gelmediği” ile “dinin devletçe denetiminin yürütülmesi” ifadeleri arasındaki çelişki açıktır ve bu son ifadeyle, devletin din işlerine müdahale etmek ve dini denetim altında bulundurmak istediği ortaya konmaktadır.

Bilindiği üzere eğitim bir süreç işidir. Öğrenme ise; kişinin hayatı boyunca sürdürmek zorunda olduğu en önemli faaliyetler cümlesindendir. . Günümüzde eğitim ve öğretimi sürdürülebilir kılmak artık bir zaruret haline gelmiş bulunmaktadır. Bu itibarla, din görevlilerinin çalıştıkları sahalardaki eksikliklerini gidermek, kendilerinin bilgilenmelerini kazanmak ve yaptıkları görevlerde başarılı olabilmeleri için iyi bir dinî eğitim ve öğretim almaları gerektiği hususu açıktır. İmam, önde olan, önderlik , liderlik yapan demektir.Her bir din görevlisi “Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler” olmak  yolunda ilerlemelidir.

Diyanet Kamu görevlilerinin son zamanlardaki sosyal, ekonomik, kültürel ve özlük durumları eski yıllara göre ve diğer kamu görevlilerinin durumu ile kıyaslanacak olursa çok önemli gelişmeler olmuştur.Ancak yeterli değildir. İşyeri çalışma koşullarında, iyileştirilmesi gereken eksiklikler vardır.

-Cami yapma ve yaşatma derneklerinin yeniden disipline edilmesi, Dernek başkanlarının İmama-Hatiplerin amiriymiş gibi davranmaları önlenmelidir.

-İmama-Hatip ile cami dernek başkanı sürtüşmesinde yöneticilerin, cemaati değiştiremeyeceğime göre imam-hatibin görev yerini değiştirelim mantığını terk etmesi gerekir.

-Belediye kanununda okulların ve ibadethaneleri, temizliği, bakımı ve tamiri belediyelere verilmiştir.Bu kanunu verdiği yetki ve görev çerçevesinde bazı belediye başkanları; temizlik imandan gelir hadisi şerifine uygun olarak,

-Camileri  haftalık, 15 günde bir veya aylık  yıkatmakta ve vakumlu olarak kurutarak güzel kokması için esanslatmaktadır.

-her camiye bir hizmetli tahsis ederek cami helalarını temizletmekte, tuvalet kağıdı ve sabun koydurmaktadırlar.

Bu hizmetler Belediyeler ile görüşülerek Türkiye genelinde tüm camilerde sağlanabilir.

– İkinci konunun vakıf olduğunu,

Hayberin fethi ile kazanılan ganimetin hespsi fethe katılan gazilere dağıtılmıştır. Fetha katılan gazilerden olan Hz. Ömer kendi payına düşen ganimetin hepsini vakfetederek İslam toplumunda hayır kurumu olan  ilk vakıf geleneğini başlatmıştır.

Vakıflar,Kalıcı olan yatırımları bildiren ayet ve hadislerden mülhem Allah yolunda harcamada bulunarak, iyilik ve hayırda yarışarak,toplumda kimsesiz,fakir ve düşkünlere yardım etmeyi teşvik ederek, ilk dönemlerde itibaren günümüze kadar islam toplumunda ssosyal yapıyı saağlaştırma da, devletin yeişemediği alanlarda sosyal dengeyi sağlamada ve yaraları sarmada,sosyal denge ve adaleti sağlamada etkin bir rol üstlenmişlerdir. Mülkiyetinin Allah’a ait olması yani topluma ait olması ve toplum ve bireylerin yararına olması aanlamı taşıdığından vakıf malları bir tür kamu malı sayılmıştır. İslam toplumunsa vakıflar, devletin bilerek veya bilmiyerek terkettiği ya da yetişemediği alanlarda kamu hizmet ve yatırımlarını taamaamlayıcı sivil inisiyatif ve örgütlenme   şeklinde faaliyet gösteren sivil demokrasinin ve kültürel zenginliğimizin önemli bir bölümünü teşkil etmektedir

Vakıflar Genel Müdürlüğünde çalışan kamu görevlileri günümüzde çok geniş bir yelpazede değişik alanlarda faaliyetlerde bulunan eski ve yeni vakıfların sevk ve idaresinin, faaliyetlerinin, çalışanlarının eğitimini, denetimini ve yasalar çerçevesinde  yol göstericiliğini yapmaktadırlar. Vakıf Kamu görevlilerini çalışma şartları, ekonomik, kültürel ve özlük hakları itibariyla  bir atasözümüz ifade edilen “Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede! nerde kaldı gayrıya himmet ede?” durumuna düşürülmemelidir.”dedi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.